16 Kasım 2017 Perşembe

Bir Fotoğraf : Pisi Burun & Kirpi Kafa

BurgazAda, Eylül,2017


Pisi burun Zeynep’in geçen hafta göz kontrolü vardı. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. Ne gerekiyorsa yaptık fakat yukarı kası çalışmıyor. Yukarıya bakamıyor, göz bebeğini yukarıya çeviremiyor.  Ve hiçbir zaman da çeviremeyecek. Ama canavar gibi en minik harfleri bile okuyabiliyor. Önemli olan da bu. Görmesi. Şimdi ameliyat zamanı geldi çattı. Son 6 aylık bekleme süresindeyiz ama düzelmeyeceği belli oldu. Zaten buna hazırlıyorduk kendimizi.  Gel gör ki biliyorduk, hazırdık ama ı—ıhhh… Hiç hazır falan değilmişiz. Hazırlamamışız kendimizi. Biliyor olmak demek kendini hazırlamak falan anlamına gelmiyormuş.

Olmasa bu ameliyatı ne olur ? Hayatı boyunca yukarıya bakmak için boynuyla (boyun elevasyonu diyorlar) bakmaya çalıştığı için boynuyla ilgili rahatsızlıklar yaşar. Bu ameliyat ile diğer çalışan 3 kası oynatıp gözbebeğini bir tık yukarı alacaklar ki boynunu biraz rahatlatacaklar. Yani o kasın çalışması için yapılan bir ameliyat olmayacak. Bu da bizi biraz endişelendiriyor.

İlk olarak Bahriye Teyze’nin (doktorumuz) 1 yaşında yönlendirmesiyle nörolojiye gittik. Hani beyin soğancığında bu kası engelleyen bir kütle mi var? MR çekildi . Hiçbir şey yok. Nörolojik olarak herhangi bir sıkıntı bulunamadı. Buraya gelmenize artık gerek yok dendi ve göz kontrolleri devam etti.  6 ayda 1 kontroller ihmal edilmedi. Bu arada her gün yarım saat 1 sağ göz 1 sol göz sırayla kapama işlemi yapıldı.  Ameliyat olacak 6 ay sonra denildi ama hala göz kapamaya devam da edilsin denildi. Bir umut belki bir ihtimal. Ona fırsat vermek gerek.  Nefes aldığımız sürece hep bir umut vardır değil mi ?

Bir Fotoğraf






Mesela bu fotoğraf Korhan’ın kızının doğum günüden. 2 hafta önce daha yeni çekildi ve çok çarpıcı bir bir örnek. Dalya 3 yaşında, Zeynep 3,5. Fazla yaş farkı yok. Ama Dalya gözleri yukarı çevirerek bakıyor ve başı, çenesi aşağıda. Gözleriyle bakıyor çünkü yukarı kası çalışıyor. Zeynep ise yukarı bakamadığı için boynunu hareket ettiriyor, kafasını kaldırarak bakıyor, çenesi yukarda.

Bu günler unutulmaz ama bugünlerde gelip geçecek.








Sabahları kirpi kafa Bora ile birlikte çıkıyoruz. Yolumun üzerinde önce onu okula bırakıyorum, sonra işe devam ediyorum. Sabah kapıdan çıkıyoruz ve eğlence başlıyor. Bazen minibüsü görüyoruz uzaktan, geliyor yakalamak için koşturuyoruz. Bazen oturacak yer bulamıyoruz, ayakta kalıyoruz. Evden durağa kadar şen şakrak konuşuyoruz . Minibüse binince Bora Bey susuyor.
“-Anne herkes bize bakıyor konuşma.”  dedi geçen gün.  Bir kere öpmeye kalktım.
“-Napıyosun ?  Yapma !” dedi.

A aaa dedim içimden büyümüş de adam oluyomuş yavaş yavaş. Bende yeni farkına varıyorum. Bazen tehdit ediyorum onu.

“-Öğretmenini  iyi dinle bak minibüsün ortasında mucuk mucuk öperim, öpücük manyağı yaparım seni. “ diyorum.
“- Yaff off ANNEE!”   Bayılıyorum onu kızdırmaya…

Yeni farkına vardığım başka bir durum daha oldu. O da çok hoştu. Yer veren birileri oluyor çocukla binince haliyle. Bende geçip oturuyodum onu da kucağıma alıyordum. Gene öyle kucakta geldiği bir günün sonunda indikten sonra tam ayrılırken dedi ki :
“- Anne sen beni böyle kucağına oturtuyosun ben çok utanıyorum. Bir daha alma lütfen. Herkes bana bakıyor.” dedi.Gülsem mi gülmesem mi kaldım. Ne diyeceğimi şaşırdım. 
“-Tamam Tamam.”  dedim ayrıldık ama beni bi gülme aldı önce… 

Sonra düşündüm kendi kendime, bir dışardan baktım dedim OHA Çiğdem hakketen çocuk 10 yaşında büyüdü artık kucak yaşı geçti çoktan. Komik olma lütfen bi daha alma kucağına!
Ama napıyım ben hala onu Zeynep gibi 4 yaşında sanıyorum. Öyle görüyorum.  Neyse o gün bugündür almıyorum artık kucağıma. Onu oturtuyorum boş yere ben ayakta. Babasına anlattım.  
“-Sen otur yaw, o dikilsin ayakta hayta!” dedi.

İşte baba farkı.  Babalar daha acımasız gerçekten. Anneler kıyamıyor. Bu düzen değişmiyor.

Dersi 08:30’da başlıyor. Ben tabi işe yetişmek için onu 07:55 – 08:00 gibi bırakıyorum. Geçen gün bana : “ Anne sınıfa giriyorum kimse olmuyor. Sen beni çok erken bırakıyorsun?” dedi.

Başka bir sabah :
“-Koş oğlum geç kaldık.” dedim.
“- İşte hayat bu yüzden çok eğlenceli.” dedi.
“ Nesi eğlenceli çocuum. “ dedim.
“-Hayatı eğlenceli yapan da bu. Zor olması.” dedi.  Bora’dan inciler…

Ama ödev yapmıyor, okulu sevmiyor, gitmek istemiyor. Onun cephesinde de derslerle ilgili büyük sıkıntılar var. Öğretmenler arıyor, ödevlerini yaptırın diye . Bizi inanılmaz zorluyor. Resmen ağlıyor yapmamak için. Hala farkında değil ödev yapmasının gerekliliğinin, sorumluluklarının, okula neden gittiğinin… Anlatamıyoruz. Temelde bir şeyler hala eksik ve bir türlü toparlayamıyoruz. Pazar günü beni kızdırdı, bu konuları konuştuk biraz , ben biraz küstüm, biraz surat yaptım. Gelmiş kitabımın arasına bak ne yapmış. Sıpa işte eşşeğin doğurduğu…

Biliyo çünkü o kitap açılacak :)

Bora’dan inciler olur da Zeynep’ten olmaz mı ? Bebekleriyle oynarken onları konuşturuyor.
“-Hadi gel canım alışverişe çıkalım.” dedi. Sonra döndü bana :
 “-Canım ne demek anne biliyo musun?”  dedi.
“-Bilmiyorum ne demekmiş. “ dedim.
“-Canım demek korumak.”  demek dedi.
Bilmiyorsanız sizde öğrenin canım. Canım demek korumak demek alla allaaa….

Hele geçen akşam babasıyla odasında eğlenirlerken birden bir  ağlama duyuldu. Ama şımarıktan bir ağlama sesleri olduğu çok belli. Konu neydi bilmiyorum ama en son babasına şöyle derken duydum.


“-Şimdi beni yalnız bırak. Kapat kapıyı ve çık.” 



Çağlayan -  Kasım 2017
Yazan : Tavşan Diş




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder